Dostluk - FIRAT UZER

15 Kasım 2019 Cuma

Aslında fazlasıyla kullandığımız ve iç geçirdiğimiz bir kelime “dostluk.” Hatta çoğu zaman demez miyiz? Nerede kaldı o eski dostluklar diye… Peki, hiç düşündük mü? Neden bu soruyu sıkça sormaya başladık. Sorun acaba dünde mi yoksa bugünde mi? Düşünmeye başladığımızda bu sorular artarak devam etmeye başlıyor. Doğrunun ne olduğunu, neyin doğru neyin yanlış olduğunu düşünmeye başlıyoruz. Bizi bu duruma getirenin ne olduğunu sorgularken eski dostlukların farklılıklarını, gelişimlerini kendimizce sorgulamak gerekmektedir. Hangi değerlerimizi kaybettik ki, bugün eski dostlukların kaybedildiğinden bahsediyoruz. İnsanın aklına dostluk dediğimizde bugün o kadar çok soru geliyor ki.

Şu an bile içimden bir ses kaç tane gerçek dostun var diye fısıldıyor. Şimdi sizde bu yazıyı okurken kendinize bir sorun. Kaç tane dostum var? Peki, sadece bireysel dostluklar mı bugün hayatımızda değişen. Hayır diye seslendiğinizi duyuyorum. Artık öylesine bir hal almaya başladık ki tuttuğumuz takımlar, tuttuğumuz partiler; holiganca yaklaştığımız her şey ama her şey… Bugünkü dostlukların kaybolmasına, hunharca birbirimizi ezdiğimiz modellere dönüşmedi mi? Ne oldu diye birbirimize sorma zamanı gelmedi mi acaba… Daha da geç kalmaktan korkmuyoruz mu? Geçenlerde sevdiğim enerji dolu bir arkadaşım gittiği maçta rakip bile olmayan bir takımın kötü tezahüratlarıyla karşılaştığında utandığını hissetmiş resmen fakat çevresine baktığında herkesin bu kötü sözlere ortak olduğunu görmüş. Acaba dostluklar bitti bizler aşırıya mı kaçıyoruz. Eskiden maçlarımız bile farklıydı diyen bizler değil miyiz? Sosyal ağlardan dostluk adı altında yayınladığımız mesajlar neden hiç beklemediğimiz insanlar tarafından eleştirilere ve kötü sözlere maruz kalıyor.  Davranışlarımız günden güne öfkenin esiri altında kalmaya başladı. Bu öfke eğer toplumumuzda inanın biraz daha ilerlemeye başlarsa; doğacak sonuçların ne olacağını düşünmek istemiyorum. Belki hepimizin bildiği ama sizlerle paylaşmak istediğim bir hikâyeyi anlatmak istiyorum.

Kasabanın birinde yaşayan bir aile varmış.3 kişilik ailenin tek oğlu Rahmi eve geç gelir, ana-babasını endişelendirirmiş. Babası bir gün sormuş: "Oğlum, ne yapıyorsun gece geç saatlere kadar böyle?" Çocuk "Arkadaşlarımla, dostlarımla birlikteyim baba!" demiş. Babası "Dost dediğin bir tane olur, o da her zaman değil! İhtiyacın olduğunda seni bulur!" demiş. Çocuk "Olur mu baba? Benim nerdeyse bütün arkadaşlarım dostumdur!" cevabını vermiş. Baba diretmiş: "Hayır oğlum, olur mu? Madem onların hepsi senin dostun; o zaman bir deneme yap da gör!" Bu konuşma üzerine baba oğul ahırda bir oğlak kesip halıya sarmışlar. Sonra çocuk bütün arkadaşlarının gece vakti evlerine gitmiş ve yardım istemiş, "Birini vurup öldürdüm!" diyerek. Ancak bütün dost bildiği arkadaşlar olayı duyar duymaz kapıyı suratına kapatmışlar. Çocuk eve üzgün şekilde gelip babasına haklı olduğunu söylemiş. Babası ona dostluğun yine de bu demek olmadığını ifade etmiş. Çocuk şaşırmış ve "Nasıl?" diye sormuş. Babası demiş ki: "Yumurtacı Ali benim dostumdur, git ona, adam vurduğunu söyle ve gel!"

Çocuk yumurtacı Ali'nin yanına gitmiş ve adama halıyı gösterip durumu anlatmış. Yumurtacı Ali çocuğu arka tarafa götürmüş ve derin bir kuyu kazmış, sonra da halıyı içine bakmadan kuyuya atmış. Üstünü de soğan filizleriyle kapamış, yeri dol-durmuş ve sonra "Babana selâm söyle!" deyip çocuğu uğurlamış. Çocuk büyük sevinçle babasının yanına gelmiş ve "Evet babacığım, dostluk bu olsa gerek!" demiş. Babası "Hayır oğlum, dostluk bu değil!" demiş. Ertesi günün cuma olduğunu ve Ali'nin pazar yerinde yumurta tezgâhı bulunduğunu söyleyerek eklemiş: "Ona git ve tezgâhı devir! Eğer Ali amcan lâf söylemeye kalkarsa bir de tokat at!" Çocuk şaşırarak "Olur mu baba? Bu kadar iyi bir insana bu yapılır mı?" diye sormuş. Babası "Sen dediğimi yap ve dostluğun ne demek olduğunu öğren!" demiş. Ertesi gün çocuk pazara gitmiş ve Yumurtacı Ali'nin tezgâhına tekme atarak tezgâhı devirmiş. Ona "Ne yapıyorsun oğlum, dur!" diyen Ali'ye bir de tokat atmış ve arkasına bakmadan kaçmış. Ardından Yumurtacı Ali çocuğa şöyle seslenmiş: "Oğlum! Babana selâm söyle! Biz 1000 yumurtaya, 1 tokata soğan tarlası bozmayız!" Çocuk anlamış ki, dostluk denilen şey hiç de kolay kazanılacak bir şey değil...
İnsanın tüyleri ürpermiyor mu? Dostlukların ne olduğunu bize öylesine güzel anlatıyor ki…

Bence hikâyedeki dostluklar çok uzak değil, yeter ki biz tekrar o kaybettiğimiz değerlere tekrardan tutunmaya başlayalım. Eğer içimizdeki sevgiyi tekrardan canlandırmaya başladığımızda eskiden olduğu gibi çıkarsız ve menfaatsiz dostluklara tekrar kavuşmayı başarabileceğiz.
Haydi, hep birlikte tekrardan yeni yaşama ve eski dostluklara; pes etmeden yüreğimizle…
 


Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI