Toplumsal paylaşım, hak yememek-hakkını yedirmemek üzere kurgulu adil dünya ütopyamız, bunu gerekli/zorunlu sayar” diyen şair Duran Aydın ile şiir üzerine konuştuk. Biz sorduk, şair yanıtladı.

Uzun yıllardır şiir yazdığınız biliniyor. Fakat “Yazdığın da Seni Sevecek” adlı kitabınızda “Öykülü Denemeler” diye adlandırdığınız bölümüyle kitaplaşmış düz yazılarınız da var. Bunlardan biri de Heyamola Yayınları’ndan çıkan bir Adana kitabı: “Hergele Yolu / İstiklal Mahallesi’nden Tozu Alınmış Yıllar.” Ancak benim ilk sorum özellikle şiirleriniz bağlamında olacak: Şiirle aşk-ı ilanda mı bulunuyorsunuz hayata?

78’liler olarak bilinen bizim kuşak, yaşanan toplumsal dönüşümler, mücadelelerle açtı gözünü dünyaya. Süreç öyle işledi ki sanatın dili sokağın diliyle iç içe geçti, hayatlarımızı etkisi altına aldı. Daha ilk gençlik dönemlerinde kendinde sanatın herhangi bir dalına ilgi kıvılcımları sezenler, özellikle birer kitle sanatı olması nedeniyle öncelikle sinema ve müziğin menziline girerek ufuklarını aydınlattılar. Öykü, roman, şiir, tiyatro vb. sanatın diğer dalları ise daha düşük yoğunluklu olarak sinema ve müziğin ardından geldi. Sorunuzda altını çizip “aşk” diye adlandırdığınız “duruş”la, belli bir dünya görüşünün izleğinde omurgalı bir şair olabilmek için yol haritamı çok erken yaşlarda çizdiğimi söyleyebilirim. Değişik yazar ve şairlerin yapıtlarını okumam henüz çocuk yaşlarda, öğretmenlerimin ve benden yaşça büyük arkadaşlarımın yönlendirmesiyle, ilk anlarda öykünmelerle başladı; bunu yadsıyacak değilim. Sonrasında doğal olarak ilk kalem alıştırmalarım şiirle oldu; hep o “ilk aşk”tan el alarak.

-Her şair ‘flörtöz’ müdür; bu özelliği şiirlerinizde bulmak çok kolay.

-Sanatın herhangi bir dalında emek harcayan bir kişi, sanmam ki sofraya koyduğu ürünü paylaşmak istemesin. Toplumsal paylaşım, hak yememek-hakkını yedirmemek üzere kurgulu adil dünya ütopyamız bunu gerekli/zorunlu sayar. Şiirle birlikteliği sağlamak ilkin duygu, sonrasında düşüncenin flörtüyle sürer. Bunun da günümüzde çok ıskalanan ezberlenebilir, yalın şiirler yazmaktan geçeceğine inanıyorum. Belleğe tutunan şiirler yazabilmek; dizelerin yüreğe dokunması, okuyanın omzuna şairin elini atması, koluna girip çarşı pazar dolaşması gibidir.

-Yanılmıyorsam şiir de bir aşk işidir. İnsanı sarsacak güzellikte bir şiirle karşılaşınca insan, anlıyor ki şairin sözcüklerden kurulu bir dünyası var ve imgeleşen nice ayrıntılardan doğmuştur o şiir; ne dersiniz?

-Şairlerin sözcükler, yazarların tümcelerle seviştiği doğrudur. Buna, sözcüklerin ciğerini okumak, deyim yerindeyse belini getirmek de denebilir. Gündelik dilde bize yalınkat gelen bir sözcük, bir şiirde yanına ulandığı değişik bir sözcükle bambaşka anlamlara uçurabilir. Değil mi ki daha yan yana gelmemiş nice sözcük vardır, nice benzersiz dizeler kurabileceğimiz. Sanırım bu nedenle, Behçet Necatigil’in söylemiyle “Çünkü asıl şiirler bekler bazı yaşları…” Gözle görülmese de ortada bir emek var, bir çırpıda okunup geçilen şiirlerde. Bu emeğin adını doğru koymak gerektiğine inanıyorum; her ne kadar Ataol Behramoğlu, “Şiir bir mucize anıdır” demiş olsa da.

-Sizin dergici yönünüz şair kimliğinizle örtüşür. Nasıl başladı bu öykü?

-Bir rastlantıyla başladı. 15-16. yaşlarımda ülke genelinde basılıp dağıtılan “Hürriyet”, “Kelebek” vb. gazetelerin şiir köşelerindeki kanat alıştırmalarım; Adana’da “Hürses”, “Yeni Adana”, “Toros Ekspres”, “Çukurova” ve birçok ildeki yerel gazetelerde de sürüyordu. 1976 yılında bir gazete satıcısında gördüğüm “Koza” dergisinde Turan Altuntaş, Salih Bolat, Ahmet Fazıl Göktuğ, Kemal Ayda, Hüseyin Yapıcı adlarına rastlamam, onların beni de aralarına almalarıyla yüreğime dergicilik ateşinin düşmesini sağladı. Sonraki yıllarda bu sevda; “Düşün”, “Akdeniz”, “Turunç”, “Söylem”, “Çağdaş Yaşam”, “Yaşam Sanat” dergileriyle sürdü. 5 yıldır da Bursa’da yayımlanan “SarmalÇevrim” dergisine “Yayın Yönetmeni/Editör” olarak katkıda bulunuyorum.
-Sözü kitaplarınıza ve aldığınız ödüllere uğratıyor, yanıtlarınız için teşekkür ediyorum.
-Ben de size ve okuyan şiir dostlarına içten teşekkürlerimi sunuyorum… İlk şiir kitabım “Yoklar Sahibi” 1987 tarihliydi ve o aralar yayımladığımız Akdeniz Yayınları’ndan çıkmıştı. Sonraki tarihlerde sırasıyla değişik yayınevlerince basılan “Hayatı Yeniden Denemeye” (1998), “Gölgemi Sildin Gölgenden” (2013), “Su Çatlağı” (2018), “Sonra Sesin Reyhan” (2019), “Yarası Güzel” (2022), “Serçe İzi” (2022) ve 2025 tarihli toplu şiirlerimi içeren “Baharlar Ne Söyler Sana” yayımlandı. Düz yazı kitaplarım ise “Hergele Yolu/İstiklal Mahallesi’nden Tozu Alınmış Yıllar” (2015), “Kirekör” (2016), “Yazdığın da Seni Sevecek” (2020)’tir.
Ödüller ise Güney Gazetesi (1976), Yapıt Dergisi (1977), Yeni Türkü (1984), Çukurova Gazetesi (1989), Tay Dergisi (2011), Kıyı Dergisi/Nabi Üçüncüoğlu (2013), Kar Dergisi/Raşit Kara (2017)’deki şiir ödüllerinden sonra, son olarak 2023’te aldığım Özkan Mert Şiir Onur Ödülü sayılabilir.
(2 şiir)
OYUNBOZAN / DURAN AYDIN
Kuşları eksilen ağacıyım ömrün
Yapraklarım paslı bakır
Ayarttığım ölüm
Doğduğum günden peşimde
Bırakmaz yakamı
Sabahın nehrine
Yüzümü gömeyim
Ayaklarım dağlara takılır
Yüzükoyun düşersem
Kirli bir tarih beni yutar
Ama koyvermez külüm
Bir güzel öleyim
DİLSİZ SİTEM / DURAN AYDIN
1/
Gücenecek kimleri kalmış
Adları solgun mermerde
İncir ballanmış görmeyeli
Zeytin dile gelmiş ortalarında
Annemizle babamız
Seninle benim gibi mi
İki sessiz komşu nicedir
Topraktan yataklarında
2/
Sen daha uyu
Ben bir çay demleyeyim
Küncülü pide fırından
Çiçekçiden bir demet nergis
Güneşsiz inciniyoruz
Sözler soğuyor
Üstelik bu hafta da
Unuttu bizi çocuklar sadece





