Korku sözü geçince ilk aklımıza gelen suçlama oluyor.
Korkuyla korkmak, korkuyla korkutmak.
Severiz suçlamaları.
Kim kimi suçlar?
Doğru yanlışı, iyi kötüyü...
Biz iyiyiz ya, bir doğruyuz ya, biz mükemmeliz ya...
Hemen deriz:
"Bu halk çok korkak."
"Bu halktan bir halt olmaz."
"Bu halk hiçbir şeye layık değil."
Kendi korkaklığımızı görmeyiz, görsek de göstermeyiz, ayıptır, çok ayıp!
Korkaklık kalıtımsaldır, iç güdüseldir, bu iyi biline.
Bugün oluşan bir duygu değil.
Bu sadece insanda da yok, tüm canlılarda korku refleksi vardır.
İnsan türü var olduğundan beri korkarak yaşamıştır, korkarak yaşamasaydı bugünlere kadar varlığını koruyamazdı; nesli tükenenlerin arasında olurdu.
Ve insan varlığını bedensel gücünden almamıştır, aklından almıştır.
Aklı eli, eli de aklını yarattı.
Ha! Sadece korkanlar korkmaz, korkutanlarda korkar.
Ava giderken avlanmayı hesap ederler.
Avlanmaya çıkan aslanların avlandıklarını belgesellerde çok izlemişizdir.
Korkmak normal bir duygudur, korkutmak ise anormal bir durumdur.
Çakallar avından korktuğu için korkuturlar edalarıyla.
Toplumsal yaşamda da durum böyledir.
Korkudan korkmak!
Ve bilgeler şöyle der:
"Korkandan kork."
Bunu iyi bilir korku salanlar.
Tarih boyunca Hanlar, Şahlar, Krallar, Padişahlar, Diktatörler korkutarak varlıklarını sürdürmüştür.
Kimi dönemler daha da ağırlaştırırlar baskılarını.
Yönetemedikleri zaman, yani ekonomi bozulunca şiddete başvururlar. Vergileri artırdıkça artırırlar. Osmanlıda ise vergiye haraç denir. Şimdilerde bu terimi mafya kullanıyor. Haraçlarını sürekli artırırlar.
Toplumsal başkaldırıdan korkup yeni yeni baskı yasaları çıkarırlar, en ufak itirazı hemen bastırıp zindana atarlar veya katlederler.
Hep zavallılıkla suçlanan halkta sadece korku görünür, ihtiyat görünmez.
Korku ihtiyatı üretir, ihtiyat cesareti örgütler.
Halk ihtiyatlıdır. Kaybedeceklerini düşünmeyen tez yenilir.
Salt cesaret aptallığın kardeşidir.
Halkı aptal gören, hiçbir şeye layık değildir diyenler cesur değildir aslında, aptaldır.
Aptallıksa kalıcı bir hastalıktır, tedavisi pek zordur.