Buruk bayramlar dizisine katılacak bir bayramın daha arifesindeyiz.Bayram ,en çok çocukları,gençleri sevindirir ama pandemiden,depremden,ekonomik ve siyasi krizlerden yorulmuş,takati kalmamış bir ülkenin çocukları olarak ne kadar keyifli bir bayram geçirme olasılığımız var,o da şüpheli…
Bir de ‘’Bayram gelmiş neyime,kan damlar yüreğime!’’ diye feryat figan koparan orta yaş ve yaşlı kesmi de unutmamak lazım.Bayramda sevinenlerin yanı sıra bir de umutla yol gözleyenler,ağrıdan sızıdan şifa arayanlar,kapıya kulak kesilip telefon zillerinin çalmasını bekleyenler,yaşlı ana babalar,kimsesizler,huzurevlerinde sürpriz ziyaret umanlar var elbette.Yirmi birinci asrın bize medeniyet ve yuva diye sunduğu lüks,havuzlu,çok odalı apartman sitelerinde hiçbir zaman çocukluğumuzdaki bayram sevincini ne yaşayabildik ne de yaşatabildik.Her biri yuva olmaktan çıkmış,misafirperverliğe kapalı,gecelik kalınan ve yemek yenilen çekirdek aile oteline dönmüş.Eskiden çat kapı gidilen bayram misafirlikleri yerini ‘’Müsaitseniz…’’ diye başlayan temkinli randevu taleplerine dönmüş.Komşuluk zaten bitti,hatır sorma ,ziyaret terk edildi.İki üç sokak ötede köhne evlerde,yaşlı anne-babalar yüreğine kan damlayarak hayata katlanmaya,bayramı tatmaya kendini zorlarken,şehrin başka bir tarafında konforlu hayatlarından taviz veremeyen oğullar,kızlar,gelinler bayram gelince mevsimine göre ya denize ya da dağa taşa koşarlar, kimileri de bir telefonla geçiştirir bayramın son günü…
Özümüzden o kadar çok uzaklaştık ki geçmiş bayramlara duyulan özlem artık çocukluk yıllarımızda kalan bir ulaşılmazlıktan ibaret.Her geçen bayramda değerlerimizden giderek uzaklaşıyoruz.Biz uzaklaştıkça,bizden sonraki nesle de bu değerleri sözlerle anlatmak hiçbir anlam ifade etmiyor.Sonra da ‘’Nerede o eski bayramlar ‘’ deyip her sene aynı kısır döngüyü yaşıyoruz.Kuşak,nesil farkı deyip birbirimizi kandırmayalım.Bari bu Ramazan bayramının hakkını verelim, Azıcık rahatımızdan ödün verip çocuklarımızı ve yaşlılarımızı sevindirelim.Mutlu Bayramlar!