Avrupa’da son dönemde en çok konuşulan konulardan biri, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump yönetimi altında NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü)’dan ayrılıp ayrılmayacağıydı. Eğer ABD NATO’dan ayrılırsa, Avrupa savunması nasıl şekillenecekti? Bu sorular, NATO’nun önemini ve Avrupa’nın savunma politikalarındaki bağımlılığını bir kez daha gündeme taşıdı.

NATO, 4 Nisan 1949'da Washington Antlaşması ile kuruldu. Temel amacı, üye ülkeler arasında kolektif savunma sağlayarak barışı ve güvenliği korumaktı. Kurucu ülkeler arasında ABD, Kanada, Birleşik Krallık, Fransa, Belçika, Hollanda, Lüksemburg, Norveç, Danimarka, İzlanda, İtalya ve Portekiz yer aldı. 1952 yılında ise Türkiye ve Yunanistan ittifaka katıldı. NATO’nun kuruluşu, İkinci Dünya Savaşı sonrası Sovyetler Birliği’nden gelen tehditler karşısında Batı Avrupa’nın güvenliğini sağlama ihtiyacından doğdu. Soğuk Savaş boyunca NATO, Avrupa’nın savunma mimarisinin temel taşı oldu. Bugün 32 üyeye sahip olan NATO, küresel güvenlik alanında en etkili savunma ittifakı olarak varlığını sürdürüyor.

Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin çok taraflı güvenlik politikası, 1952’de Türkiye’nin NATO’ya katılmasıyla daha da güçlendi. Türkiye’nin NATO üyeliğine ilişkin protokol 17 Ekim 1951'de imzalandı ve 18 Şubat 1952’de Türkiye resmen ittifaka katıldı. O günden bu yana Türkiye, NATO içinde aktif ve stratejik bir rol üstlendi. Coğrafi konumu nedeniyle NATO’nun güney kanadının en önemli unsurlarından biri oldu. Soğuk Savaş yıllarında ittifakın doğu sınırlarını güvence altına aldı. Kosova süreci, Afganistan’daki barış gücü operasyonları ve son olarak Karadeniz bölgesindeki güvenlik stratejileri gibi birçok alanda kritik roller üstlendi. 2021 yılında yapılan açıklamalar, Türk Hava Kuvvetlerine bağlı F-16 savaş uçaklarının Polonya Malbork'ta bulunan 22'nci Hava Üs Komutanlığı’nda, NATO'nun "Hava Polisliği" misyonu çerçevesinde kuzey bölgesini koruma görevi üstlendiğini göstererek Türkiye’nin ittifak içindeki önemini bir kez daha ortaya koydu.

Kosova barış sürecinde önemli bir rol oynayan ve Nobel Barış Ödülü sahibi Finlandiya’nın 10. Cumhurbaşkanı Martti Ahtisaari, NATO’nun barışçıl müdahalelerinin etkisini gözler önüne seren isimlerden biri oldu. Türkiye, NATO’nun barış misyonlarına aktif destek sağlayarak ittifak içindeki yerini güçlendirdi.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından Finlandiya, 18 Mayıs 2022’de NATO üyeliği için resmi başvuruda bulundu. Türkiye, başta Finlandiya ve İsveç’in üyelik sürecini birlikte değerlendirirken, süreç içerisinde Finlandiya’nın NATO üyeliğine daha olumlu yaklaştı. 15 Mart 2023’te Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinistö, Türkiye’nin Finlandiya’nın başvurusu hakkında olumlu bir karar verdiğini duyurdu. 30 Mart 2023’te Türkiye Büyük Millet Meclisi, Finlandiya’nın NATO üyeliğini onayladı ve 1 Nisan 2023'te Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türk parlamentosunun Finlandiya'nın NATO üyeliğini onaylama kararını resmen imzaladı. Finlandiya, 4 Nisan 2023’te resmen NATO’nun 31. üyesi oldu. Bu süreç, Türkiye ile Finlandiya arasındaki ilişkilerin tarihî zirveye ulaşmasını sağladı. İki ülke arasındaki diplomatik ve askeri iş birliği, NATO çatısı altında daha da güçlendi.

Finlandiya, NATO üyeliğinin ardından ittifak içinde hızla etkin roller üstlenmeye başladı. Dönemin NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Savunma Yatırımlarından Sorumlu Genel Sekreter Yardımcılığı görevine Finlandiyalı Tarja Jaakkola’yı atadı. 2 Eylül itibarıyla göreve başlayan Jaakkola, Finlandiya’nın NATO’daki etkisinin hızla arttığını gösteriyor. Üyeliğinin ikinci yılında Finlandiya, Kuzey Avrupa’nın güçlü ülkesi olarak NATO’nun savunma planlamalarına katkı sunuyor. Türkiye ve Finlandiya’nın NATO içindeki iş birliği her alanda derinleşmeye devam ediyor.

Türkiye’nin NATO içindeki güçlü konumu ve tarihsel deneyimiyle bu süreçte oynadığı rol ise gelecekte de belirleyici olmaya devam edecektir. NATO’nun temel ilkelerinden Barışı korumak, barışı sağlamak kadar zor hale geldiği gerçeğidir. Bugün Avrupa’nın ve NATO’nun karşı karşıya olduğu güvenlik tehditleri yalnızca askeri değil, ekonomik ve teknolojik boyutlarıyla da ele alınmalı. Finlandiya’nın NATO’daki hızlı yükselişi, Kuzey Avrupa’nın savunma stratejileri açısından önemli bir dönüm noktasıdır. Peki, 1949’dan bu yana güçlü varlığını sürdüren ve sürekli gelişen NATO’nun geleceği nasıl şekillenecek? Kurucu devlet olan ABD’nin NATO’dan ayrılması mümkün mü? Trump’ın NATO karşıtı söylemleri, iç politikada ‘Amerika Öncelikçi’ seçmen tabanına hitap etse de, Pentagon ve Kongre’deki güçlü ‘Atlantikçi’ lobi (özellikle Demokratlar ve bazı Cumhuriyetçiler) böyle bir hamleye izin vermeyebilir. Ancak Avrupa’nın savunma sanayisine daha fazla yatırım yapması gerektiği de bir gerçek…